Neden Ana Dilde Terapi?

Dil bir kişinin kimlik oluşumunda, anılarında ve deneyimlerinde önemli bir rol oynar. Bu nedenle psikoterapide de dil, terapötik ittifak, güven ve anlayış oluşumuna büyük katkı sağlar. Psikoterapide terapist ve danışan arasında iletişim sağlayan, danışanın kendini yaşadığı sorunları anlatmasını sağlayan önemli bir araçtır.  Dilin bu önemi ana dilde terapi açısından da büyük önem taşır. Çünkü özellikle danışanlar kendilerini ana dillerinde ifade ederken dilin tüm inceliklerine hakim oldukları için kendilerini daha rahat ifade ederler, ve dili doğru kullanmak ya da dilden doğru kendini ifade edebilmek ile ilgili endişe yaşamazlar.

Ana Dil ve İkinci Dil Nedir?

İkinci dil ile ilgili şöyle bir sınıflama vardır; doğumdan itibaren iki dille büyümek, yoğun bir ortamda, tipik olarak göç yoluyla ikinci bir dil öğrenmek ve bir yabancı dili sınıf ortamında öğrenmektir. Yetişkinlikte sonuçların belirlenmesinde, 5-8 yaşlarında çocukken göç eden öğrencilerin sıklıkla ikinci dillerini anadiline benzer seviyelerde öğrenirler. Bu yazıda psikoterapideki dil ile zoruluklar sınıf ortamında dil öğrenmek amacı ile dil öğrenen kişilerin ikinci dildeki terapi deneyimleri ile ilgilidir.

Bugüne kadar yapılan pek çok araştırmada ana dilde terapi ve ikinci dille yapılan terapilerin etkililiği, terapistlerin ve danışanların deneyiminden doğru pek çok veriye ulaşılmıştır. Bu yazıda bu araştırmalardan elde edilen verilerden ana dilde terapi etkililiğinden bahsedeceğim.

Ana Dilde Terapi Neden Önemli?

Araştırmalar danışanların psikoterapiste karşı güven, idealleştirme ve düşmanlık sorunlarını tetiklediği için dilin terapötik ittifakı etkileyen bir faktör olduğunu bulmuşlardır.

76 tane araştırmayı içeren bir meta analize göre anadillerinde psikoterapi hizmeti alan etnik azınlıklar, İngilizce psikoterapi hizmeti alan azınlıklara göre iki kat daha fazla etkili olduğunu gösteriyor.

Neden Böyle?

Erken dönemde sözlü ve sözsüz deneyimler ana dilimizde kodlanmıştır.  Ana dil danışanların gelişimsel deneyimlerinin, ilksel ihtiyaçlarının , ilişkisel deneyimlerinin ve erken anılarının seslerini kaydeden dildir. Bu nedenle bazen bu ilk anılara ulaşmak için tetikleyici bir sözcük, dile özgü bir ifadeye ihtiyaç duyarız, bu da erken dönem anılarımıza erişmeyi kolaylaştırır. Yani ana dilimizi erken anılarımıza ulaşmak için güçlü bir yoldur. 

Aynı şekilde duygular ile ilgili olarak araştırmalar gösteriyorki ana dilimizde duygu sözcükleri genellikle çok daha fazla bağlamda deneyimlendiğinden ve farklı şekillerde uygulandığından daha fazla çağrışımı etkilemektedir. Bu da kişinin ilk anılarına, travmatik deneyimlerine ulaşmasını kolaylaştırmaktadır. Örneğin savaştan kaçan bir Alman kadın almanca konuşmayı reddediyor ve İngilizce konuşan bir analistle psikoterapiye başlıyor. Ancak asıl ilerlemeyi terapinin ilerleyen süreçlerinde anadilinde konuşmaya başladığında, erken çocukluk dönemindeki savaş travmaları ile başa çıkmaya başlıyor. 

Röportajlar, anketler ve otobiyografi hafıza çalışmaları, iki dilli konuşmacıların ikinci dillerini konuşurken duyguların hissedilen etkisinin azaldığını gösteriyor. danışanlar ikinci dilde duygularını ifade ettiklerinde duygusal etkinin azaldığını ve terapiste karşı güven duygularının ve memnuyetlerinin azaldığını ifade ediyorlar.

Psikoterapide dilin etkisi konusunda fizyolojik tepkileri de ölçen araştırmalar mevcut. Yapılan bir çalışmada kişilere ana dillerinde ve ikinci dillerinde duygu ifadeleri okunurken ki deri iletkenlik göstergelerinde farklılık olduğunu gösteriyor.  Hatta yalan söyleme konusunda , ana dillerinde yalan söyleme ile ikinci dilde yalan söylemeleri arasındaki tepkilerinin farklı olduğu görülüyor. Ana dilde yalan söylemeleri daha kolay anlaşılıyor.

İki dilli danışanlarla yapılan terapilerde, danışanların tabu olan, olumsuzluk içeren durumlardan bahsederken ikinci dili kullandıkları görülmüştür. Çünkü ikinci dilde kendileri için zor olan bu tür konulardan bahsederken duygulanım düzeyleri ana dillerindeki gibi olmadığı için bu bir tür rahatsız edici deneyim ve duygulardan kaçış olarak da kullanıldığı anlaşılmıştır.

Terapistler Açısından Dil Ne Kadar Etkili?

Psikoterapistler de, danışanlarının ana dillerinde daha güçlü bir benlik saygısı duygusuna sahip olduklarını gözlemlemişler. Terapide ana dil kullanımı, bireyler güven, kültürel bağlantı ve terapiye katılma ve iletişim kurma istekliliği hissettikçe olumlu etkilere sahiptir.

Duyguların ve kültürel ifadelerin tam olarak çeviri yapılamaması, terapötik ilişki ve terapötik hedefler üzerinde olumsuz etkileri oluyor. Ana dilde konuşmak daha derinden sembolize edilmiş ve kişinin gerçek iç dünyasına ilişkin doğrudan bağlantılı deneyim ve duyguları daha zengin ifade etmesine izin veriyor.

Dilin kişinin dünya görüşünü etkilediği şeklindeki Sapir-Whorf hipotezinin (Sapir, 1929; Carroll, 1956) formüle edilmesinden bu yana, psikologlar dillerin bilişsel süreçlerimizi, dünyanın organizasyonunu ve benlik algımızı etkilediğini kabul ettiler. Yapılan araştırmalarda kişilerin konuştukları her dilde farklı kişilik yapılanması geliştirdiğini gösteriyor. Çünkü ikinci bir dil öğrenmek yeni kelimeler öğrenmekten çok daha fazlasını içeriyor. Yeni bir dil öğrenmek yeni kelimeleri, yeni kavramları kullanarak düşünme ve hissetme yeteneğini geliştirme sürecidir. Dolayısıyla yetişkin yaşta göç edenler her biri farklı düşünceler, farklı duygulara farklı kabullere sahip, farklı bağlamlarda, kültürlerde ve zamanda gelişmiş ikili dilsel bir benlik geliştirirler. Yeni dil ve benlik asla temel benlik, kültür ve geçmişin yerini almaz.